Hastalıklar - Dört Mevsim Yaşam Köşkü Huzur Evi
21705
page-template,page-template-full_width,page-template-full_width-php,page,page-id-21705,ajax_fade,page_not_loaded,,select-theme-ver-4.4.1,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.7,vc_responsive
DEMANS-ALZHEIMER

Beyin hücrelerinin yavaş yavaş ve ilerleyici şekilde tahrip olduğu bir hastalıktır. Hastalık, düşünme, konuşma gibi zihinsel işlevleri etkilemekte, dalgınlık, huy değişiklikleri, zaman ve mekan algılamasında bozukluklar, hafıza sorunları, kişilik ve davranış değişiklikleri, düşünme ve yorumlama yeteneğinde bozulma, konuşurken doğru kelimeleri bulmakta güçlük, aritmetik işlemlerde güçlük, bazı işleri doğru sırayla yapmakta zorlanma, karar vermede güçlük gibi sorunlara neden olabilir.

 

Hastalığın kötüleşme hızı kişiden kişiye değişiklik gösterir. İlerleme, günlük yaşamı sürdürme güçlüğü ve zaman içinde tamamen başkalarına bağımlı hale gelmesine neden olur.

 

Halk arasında “bunama” olarak bilinen “demans”; “hafıza, lisan, aritmetik, karar verme yetisi, dikkat ve diğer bilişsel fonksiyonlarda ilerleyici kayıp” demektir. Her Alzheimer hastası demanslıdır ama, her demans hastası Alzheimer hastası değildir. Çünkü, demansa neden olan onlarca başka hastalık vardır. Alzheimer Hastalığı ise, en sık görülen demans tipidir. Bu nedenle sıklıkla ve kimi zaman yanlışlıkla, Alzheimer hastalığı ile demans terimleri birbiri yerine kullanılmaktadır.

 

Yaşlı popülasyonun artmasıyla bu sayının da artması beklenmektedir. İlerleyen yaşla birlikte, Alzheimer Hastalığı’nın görülme sıklığı artar ancak, Alzheimer Hastalığı’nın, normal yaşlanmanın kaçınılmaz sonucu olmadığı bilinmelidir. Normal yaşlanma sürecinde beyinde yapısal bir takım değişiklikler olur ama, bilişsel/zihinsel yetilerde belirgin bir kayıp söz konusu değildir. Alzheimer Hastalığı’nda ise, belirgin şekilde “yeni bilgileri öğrenme güçlüğü” vardır. Alzheimer Hastalığı bir ruh hastalığı olmamasına karşın, hastalığın seyri süresince psikiyatrik bulgular eklenir bu nedenle bir psikiyatri hastası ile benzerlikleri olabilir.

 

Alzheimer Hastalığı bulaşıcı değildir ama bazı durumlarda bulaşıcı hastalıkların da araştırılması gerekir. 60 yaş üzerinde risk artar. 80-90 yaşından sonra risk sabit kalır. Kadınlarda daha sık görülür, hastalık süresi daha uzundur, eğitim düzeyi arttıkça hastalığın ortaya çıkışı gecikir, bazı genetik özellikler, Alzheimer Hastalığı’nın ortaya çıkışını kolaylaştırır. Kafa travması, tiroid hastalıkları, depresyon, sigara ve alkol kullanımı, kalp hastalığı, vitamin B12 eksikliği, ilaç ve madde bağımlılığı, gibi hastalıklar ve durumlar risk faktörleri arasında sayılmaktadır.

 

Alzheimer Hastalığı’nın kesin tedavisi henüz mümkün değildir. Ancak süreci yavaşlatmak ve bazı semptomların şiddetini azaltmak mümkündür. Bu nedenle erken ve doğru tanı çok önemlidir.

DİYABET

Diyabet, vücudumuzda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir (hiperglisemi).

 

Diyabetin belirtileri arasında; aşırı susama, sık idrara çıkma, yorgunluk ve açıklanamayan kilo kaybı sayılabilir. Ancak hiçbir açık belirti de olmayabilir. Yukarıdaki belirtilenlerden biri veya birkaçı var ise vakit geçirmeden bir sağlık kuruluşuna giderek danışmakta yarar vardır.

KOAH

KOAH, “Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı” isminin baş harflerinden oluşan bir hastalık ismidir. Yani, uzun süredir bronşlarda tıkanmaya neden olan bir hastalıktır. Bu hastalığın en kötü yanı, bronşlarda oluşan tıkanmanın bir daha düzelmemesi ve tedavi olunmaz ise hastalığın sinsice ilerlemesidir.

 

Hastalığın en önemli nedeni sigara bağımlılığıdır. Hastalık genellikle 40 yaşından sonra belirti vermeye başlar. Sigara dumanı ile nefes borularına ve hava keseciklerine zararlı gazlar ve maddeler dolar . Yıllar geçtikçe bu zararlı gazlar ve maddeler bronşların ve hava keseciklerinin yapısını bozmaya başlar. Akciğerlerde ortaya çıkan tıkanıklıklar ve bozulmalar sonucunda kana oksijen geçişi azalır ve vücudun oksijensiz kalması ile pek çok ciddi rahatsızlıklar doğar.

 

Oluşan bu bozuklukların tedavisi ve tamiri mümkün değildir. Akciğerler bu hastalık ile erkenden yaşlanır ve bozulur. Çünkü KOAH ilerleyici bir hastalıktır. KOAH başlayan bir hastada sigarayı bıraktıktan sonra bozuklukların tamamen ortadan kaybolması çok zordur. Ancak sigaranın bırakılması ile hastalığın ilerlemesi yavaşlar. Diğer yandan sigara bırakılmaz ise hastalık çok hızlı ilerler. KOAH için kullanılan ilaçlar sadece hastaların nefes darlığı şikayetlerini azaltmak içindir. Bu ilaçların hastalığı ortadan kaldırmak veya ilerlemesini yavaşlatmak gibi bir etkileri yoktur. Bu nedenle KOAH tedavisinin temelini sigarayı bırakmak oluşturur.

OSTEOPOROZ

En sık görülen metabolik kemik hastalığı olan osteoporoz düşük kemik kütlesi ve kemik mikro yapısının bozulması sonucu kemik kırılganlığının ve kırık olasılığının artması ile karakterize bir iskelet sistemi sorunudur.

 

Yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte osteoporoz görülme sıklığı artmış ve beraberinde getirdiği sağlık sorunları nedeniyle ciddi bir yaşamsal tehdit haline gelmiştir. Kırık tedavisi açısından baktığımızda ortopedi kliniğindeki yatakların önemli bir kısmında osteoporotik kalça kırıkları hastalarının yattığını görülmektedir.

 

Osteoporoz kırık oluşuncaya kadar sessiz seyreden bir hastalıktır.

 

50 yaşın üzerinde her üç kadından birinde (meme kanserinden fazla) ve 50 yaş üzerinde 5 erkekten birinde (prostat kanserinden fazla) görülmektedir. Her yıl Amerika Birleşik Devletlerinde 1.5 milyon kırığa neden olduğu bildirilmektedir. İki tip primer osteoporoz vardır. 1. Menopoz sonrası osteoporoz : Menopoz başlangıcından 15-20 yıl sonrasında oluşur. Bu tip osteoporozun en önemli nedeni kadınlarda görülen östrojen eksikliğidir. osteoporoz kendini ağrılı omurga kırıklarıyla gösterir. Bu tipte kalsiyum eksikliğinin önemi yoktur. 2. Kalsiyum eksikliğine bağlı osteoporoz. Bu tip genelde 70 yaş üzerindeki kişilerde görülür. Bu tip osteoporoz kalça kırıklarına ve ağrısız omurga kırıklarına yol açar. Östrojen eksikliği bu tipin oluşmasında bir neden değildir.

KALP DAMAR HASTALIKLARI

Kan damarları kanın akacağı yolu, kalp ise bu akış için gerekli mekanik kuvveti sağlar. Dolaşım sistemi (kardiyovasküler sistemi) olarak adlandırılan bu sistemin klinik olarak en sık görülen hastalıklar dört ana grupta toplanabilir:

 

1) Yüksek tansiyon hastalığı (essansiyel hipertansiyon): Kan dolaşımının sağlanması için bir basınç gereklidir. Bu basıncın normalden fazla olmasına hipertansiyon denir. Kalbin kasılması sırasında ölçülen kan basıncı, büyük tansiyon, kalbin gevşemesi esnasında ölçülen kan basıncı ise küçük tansiyondur. Hem büyük tansiyon hem de küçük tansiyonun normalden fazla olması hipertansiyondur. Hipertansiyon tanısı için büyük ve küçük tansiyondan birisinin normalden yüksek olması yeterlidir.

 

2) Koroner kalp hastalığı (ateroskleroz): Kalbin kasılmasını sağlayan miyokard adı verilen kas tabakasının beslenmesi (oksijenlenmesi) “koroner” denen (kalbe özel) damarlar vasıtasıyla gerçekleştirilir.

 

Özellikle hayvansal gıdalarda bulunan ve fazla miktarda alındığında damar iç yüzeyine yapışan ‘kolesterol’ isimli yağ türü, normalde esnek olan damarlarımızın esnekliğini azaltır ve damar duvarlarında birikerek damar boşluğunu daraltır. Damar duvarındaki bu sertleşme veya damarın tıkanması durumuna Koroner kalp hastalığı denir.

 

Miyokard infarktüsü (kalp krizi) ile sonuçlanan koroner kalp hastalığı Türk Toplumu’ndaki başlıca ölüm nedenidir ve dünya çapındaki tıbbi deneyimlere bakılarak; Türkiye geliştikçe kalp hastalıkları görülme sıklığının da artmaya devam edeceği öngörülebilir. Türk Toplumu’nun çeşitli katmanları özellikle daha varlıklı olan şehirliler, son derece zarar verici ve damar tıkanıklığı görülme sıklığında artışa yol açan yaşam biçimlerine sahiptirler.

 

Bunlar :

Yağ ve kaloriden zengin gıdaların aşırı tüketimi, sigara içimi, azalmış fiziksel aktivite, şişmanlık.

 

3) İnme, felç (trombo emboli)

Beyne kan akımını sağlayan damarlardan birinin aniden tıkanmasıyla birlikte, beyne giden kan akımının gidişinin yavaşlaması ya da durması sonucunda meydana gelir.

 

Ayrıca beyin damarlarından birinin ani şekilde yırtılarak, kanın beyin dokusu içine akması sonucu da oluşabilir ve buna halk arasında beyin kanaması denir.

 

RİSK FAKTÖRLERİ

Aile hikayesi, kalp hastalıkları, şeker hastalığı, hipertansiyon, geçirilmiş inme atakları, sigara kullanımı, şişmanlık, doğum kontrol hapları, kolesterol yüksekliği, hareketsiz yaşam tarzı, ürik asit fazlalığı.

 

4-Romatizmal Kalp Hastalıkları

Genel olarak kalp kapakçıklarında şekil bozuklukları ile darlık veya yetersizliklere neden olur. Hemolitik streptokok adı verilen mikroplarla oluşan bir tür boğaz enfeksiyonlarından sonra gelişen kalp romatizması, giderek azalmakla beraber ülkemizde hala sorun olmaya devam etmektedir.

YAŞLILIKLA GELEN GÖRME BOZUKLUKLARI

Göz kameraya benzeyen optik bir sistemdir. Dışarıdan gelen ışık ve görüntüler kornea (gözün en dış saydam tabakası) ve lens tabakasında kırılarak retina üzerindeki görme noktasına ulaşırlar.

 

Normal bir gözde dışarıdan gelen ışınlar kornea ve lenste kırılarak görme merkezine düşerek net görüntü oluştururlar.

 

Yaşlanmanın normal sonucu olan orta derecede bir görme bozukluğu önemli değildir ve gözlüklerle düzeltilebilir. Ancak göz hastalıkları ve katarakt belirgin bir görme kaybı riski nedeniyle oldukça önemlidirler. Katarakt ve glokom genellikle tedavi edilebilen hastalıklardır. Görme merkezi harabiyeti ise bazen lazerle tedavi edilebilir.

PARKİNSON

Parkinson, yaşlılık döneminde ortaya çıkan, hareketlerde yavaşlama, istirahat halinde ellerde ve daha nadiren ayaklarda titreme, kaslarda sertlik ve denge bozukluğu ile gelişen bir hastalıktır.

 

Bu belirtilerin en önemlileri uzuvların titremesi, kasların sertliği ve vücut hareketlerinin yavaşlığıdır. Bu üçlemeye eklenebilecek diğer belirtiler arasında, öne eğik duruş şekli, küçük adımlarla ve ayaklarını sürüyerek yürüme, yumuşak, hızlı ve aynı tonda konuşma sayılabilir. Parkinson hastalığı, çeşitli parkinsonizm tabloları arasında kendine özgü belirtiler ve beyinde oluşturduğu değişikliklerle ayrı bir yere sahiptir.

 

Parkinsonizm kelimesi belli bir hastalıktan çok, değişik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan bir dizi belirtiyle tanınan bir durumu çağrıştırır. Titreme, özellikle elleri ve ayakları, bazen dudakları, dili, çeneyi, seyrek olarak da gövdeyi etkileyebilir. El veya ayakta dinlenme halinde ortaya çıkan titreme bir hareket sırasında kaybolur. Örneğin uzanıp bir cismi tutma hareketi sırasında eldeki titreme kaybolur, dinlenme haline geçince tekrar ortaya çıkar. Bu özellik, diğer hastalıklarda görülebilen çeşitli titremelerden ayırt edilmesine yardımcıdır. Ayrıca kaslarda dinlenme halinde bile değişmeyen bir sertlik bulunur.

 

Üçüncü belirti vücut hareketlerinin yavaşlamasıdır. Yeni bir harekete başlarken tereddüt, o eylemi yaparken yavaşlık ve hızla yorulma ile şekillenen karmaşık bir olaydır. Gözleri kırpma, yürürken kolları sallama, konuşurken açıklayıcı olarak yapılan el ya da beden hareketleri veya yüz ifadesini yaratan hareketler gibi farkında olmadan yaptığımız otomatik hareketleri yapmaktaki yetersizliği de içerir. Hastalarda tüm bu hareketler yavaşlamıştır. Parkinsonizm adı altında toplanan karmaşık belirtiler beyinde “substansiya nigra” denilen özel sinir hücrelerinin oluşturduğu bir çekirdeğin iyi işlev görememesinden ileri gelir. Substansiya nigranın sinir hücreleri “dopamin” denilen kimyasal bir madde yapar ve depolar. Bu hücreler beynin derinliğinde bulunan ve komşu konumdaki küçük bir gri cevherden oluşan ve “korpus striatum” (çizgili cisim) denilen bir yapının sinir hücreleriyle bağlantılıdır. Substansiya nigra hücrelerinin yaptığı dopamin, sinir lifleriyle korpus striatuma taşınır ve oradaki hücreler arasında kimyasal iletici olarak görev alır. Substansiya nigra hücreleri hasara uğrarsa dopamin yapıp depolayamaz ve striatumda dopamin eksilir. Bu eksiklik ciddi boyutta olduğunda parkinsonizm belirtileri ortaya çıkmaya başlar.

 

Parkinson hastalığı belirtileri genellikle çok sinsi ve yavaş bir biçimde başlar, öyle ki hastalar çoğu zaman hastalığın başlangıç tarihini kesin olarak söyleyemezler. Hastalar ilk belirtinin farkına vardıkları zaman hastalığın bazı belirtileri uzun zaman önce başlamış olabilir. Bir elinde titreme yakınmasıyla başvuran bir hastanın 5-6 yıl öncesine ait çekilmiş video filmlerinde yürürken bir kolunu sallamadığı fark edilebilir ya da bazen hastanın eski fotoğraflarında öne eğik duruş özelliği dikkati çekebilir. Nitekim Parkinson hastalarının büyük çoğunluğunda sıklıkla ilk belirti titremedir, kimi hasta ise örnekte olduğu gibi titreme ortaya çıkınca hekime getirilir. Bunun gibi bazı hastalık belirtilerinin uzun süre devam etmesine karşın, Parkinson hastalığına ait bilgi eksikliği nedeniyle hekime geç başvurulduğu bilinmektedir.